Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- ABD'de Wall Street hareketi ile su yüzüne çıkan durum aslında uzun süreden beri beklenen kitlesel tepkilerin görünen yanı olup beşeri sistemin zirvesi olarak tanımlanan liberal/kapitalist demokrasinin çökmeye başladığının kanıtıdır. Finansal gücün merkezi ABD başta olmak üzere Avrupa'nın mali açıdan güçlü bazı ülkelerinde tanık olunan ekonomik/toplumsal krizler Batı uygarlığının yıkılmaya yüz tuttuğunu artık inkar edilmeyecek biçimde gözler önüne sermiş bulunuyor.
Ortadoğu başta olmak üzere İslam coğrafyasının her bir köşesinde de derin ve hızlı gelişmeler gözlenmektedir. İslam ülkelerinde meydana gelen halk kıyamlarının sebepleri ve hedefleri üzerinde daha önceki yazılarımızda ayrıntılı olarak durduğumuz için yeniden değinmek istemiyoruz. Ancak ister Batı dünyasında ister İslam dünyasında olsun meydana gelen değişim ve gelişmeler iki temel faktörden kaynaklanmaktadır. Bunlardan biri ilahi değerlere karşı savaş açan beşeri sistemlerin iflası, ikincisi ise insanları ilahi değerlere, adalet düzenine davet eden İslam İnkılabının zaferidir.
İslam İnkılabı'nın İran'da zafere ulaştığı 1979 yılından beri yer yüzünde vuku bulan değişimlerde bu iki faktörün etkilerini göz ardı etmek mümkün değildir. Sovyet Rusya'nın başını çektiği Doğu blokunun dağılmasından, sosyalizm ideolojisinin yenilgisinden tutun dünya sathında ve özellikle de İslam dünyasında gözlemlenen dine, ilahi değerlere yöneliş ve İslami diriliş hareketine kadar bütün gelişmelerde bu iki faktör belirleyici olmuştur.
Bu iki faktörü doğuran ideolojiler ve temsilcileri de yavaş yavaş dünyanın yeni iki kutbunu oluşturmaktadırlar. Gerileme sürecine girmiş olmasına rağmen hala rakipsiz gibi gösterilmeye çalışılan ABD ile maddi açıdan dünyanın büyük güçleriyle kıyaslanacak seviyede olmasa da dünya halkları arasındaki manevi nüfuzu gizlenilmeye çalışılsa da yumuşak güç açısından yükselişe geçen İslami İran yeni dünyadaki iki kutbu temsil etmektedirler.
Bu iki kutup arasındaki mücadele yeni olmayıp 1964 yılında İmam Humeyni'nin(ra) Amerikalılara tanınan kapitülasyonlara karşı çıktığı için İran'dan sürgüne gönderilmesiyle başlamış, günümüze kadar devam etmiş ve bundan sonra da devam edeceğine kesin gözüyle bakılmaktadır. İslam İnkılabının zaferiyle büyük bir darbe alarak İran'daki nüfuzunu kaybeden ABD, geçen 32 yıl boyunca rakibini yenmek için bir süper gücün yapabileceği her yolu denemiş ve hala da denemektedir. İslam İnkılabını yenilgiye uğratmak için Tahran'daki elçiliğini komplo ve casusluk yuvasına çevirmiş, İran ordusundaki eski müttefikleri aracılığıyla darbe girişiminde bulunmuş, Tebes çölüne askeri çıkarma yapmış, başta İran Kürdistanı olmak üzere çeşitli kavimleri merkezi hükümete karşı isyana teşvik etmiş, Halkın Mücahitleri adlı münafıkları silahlandırarak İnkılap öncülerinden onlarcasını, halktan binlercesini şehid etmiş ve İnkılabı içeriden çökertemeyeceğini anlayınca Saddam liderliğindeki Irak'ı İran'a saldırtarak sekiz yıl süren savaşta müttefikleriyle birlikte Saddam'a her türlü yardımı yapmış ama bu komplo ve saldırılarının hiç birinde başarılı olamadığı gibi her defasında İnkılabın karşı atakları ve tedbirleri karşısında ağır yenilgiler almış ve geri adım atmak zorunda kalmıştır.
ABD ile İslami İran arasındaki mücadele İran dışında da aralıksız devam etmiştir. Lübnan'da İran'ın dostlarından ilk ağır yenilgisini 1982 yılında alarak bu ülkeden askeri üslerini kaldırmak zorunda kalan ABD, 2006 yılında İsrail aracılığıyla Hizbullah'a karşı başlattığı savaşta da beklemediği bir yenilgiye uğramıştır. İran'dan aldığı yenilgileri telafi etmek amaciyle 11 Eylül saldırısını bahane ederek önceAfganistan'ı, ardından da 2003 yılında İran'ın başka bir komşusu Irak'ı işgal eden ABD, önümüzdeki haftalar içinde Irak'ı terketmek zorunda kalacaktır. Herkesin itiraf ettiği üzere birkaç trilyon dolar harcamasına ve binlerce askerini kaybetmesine rağmen Irak'tan çekilmesinin baş müsebbibi İran'ın tedbiri ve bu ülkedeki dostlarının direnişidir. Afganistan'dan da eninde sonunda çekilmek zorunda kalacaktır. İran'ı kuşatmak amacıyla başlattığı bu savaşlarında da ABD ağır yenilgiler almış ve hedefine ulaşamamıştır. İran ise izlediği mantıklı siyasetleriyle bugün Irak ve Afganistan'da her ülkeden daha çok sevilmekte ve saygı duyulmaktadır.
ABD ile İslami İran arasındaki mücadele son zamanlarda oldukça hassas bir noktaya varmış bulunuyor. ABD ve Batının bölgedeki saldırgan/işgalci temsilcisi İsrail yıllardır İran'a doğrudan askeri saldırı düzenleme planları yapadurduklarını iddia etseler de buna cesaret edemedikleri her geçen gün biraz daha açıklığa kavuşmaktdır. Ve işte bu yüzdendir ki, İran'a doğrudan saldırı yerine son günlerde İran'ın bölgedeki müttefiklerini devre dışı bırakma, İran'ı yalnızlaştırma ve kabuğuna çekilmeye zorlama planı üzerinde yoğunlaşmış bulunuyorlar. 2006 Lübnan ve 2008 Gazze savaşlarında da aynı yöntemi deneyen ABD ve İsrail, birkaç aydan beri İran'ın başka bir müttefiki ve Hizbullah ve Filistin Direnişine doğrudan yardım eden veya yardımları ulaştıran Suriye hükümetini İran'dan uzaklaşmak zorunda bırakmak, kabul etmediği takdirde ise bu hükümeti yıkmak için geniş çaplı planlar üzerinde çalışmaktadır.
ABD ile İslami İran arasındaki mücadele alanı sadece İran'a komşu ortadoğu ülkeleriyle sınırlı değildir. Kuzey Afrika, Kafkasya-Orta Asya ülkeleri ve Güney Asya İslam ülkeleri başta olmak üzere Latin Amerika'ya kadar bir çok bölgede çetin bir yumuşak savaş devam etmektedir. Maddi veya sert güç (hard power)açısından bu iki ülke arasında bir orantı bulunmasa da yumuşak güç (soft power) açısından ABD ve müttefiklerinin İslami İran karşısında zorlandıkları artık inkar edilemez bir gerçektir.
Amerikalılar tarafından yayınlanan araştırma sonuçlarına göre; İslam İnkılabının zafere kavuştuğu 1979 yılında ABD'nin bölge ülkelerinde sevilme/istenme oranı %53 ila %85 düzeyindeyken bu oran zamanla birlikte Amerikan düşmanlığı ve nefretine dönüşmüş bulunuyor. Yayınlanan son araştırma raporlarında bölge halklarının Amerikan karşıtlığı en az %70 seviyesindeyken bu rakam Arabistan halkı arasında %90 ve Yemen'de %99'a kadar çıkmış bulunuyor. Halbuki sürdürülmekte olan bunca karşı propaganda ve mezhep ayrılığı kışkırtıcılığına rağmen İslami İran'a bölge halkları nezdindeki sempati durmadan artmaktadır. Bu sempati İran ülkesinden çok bu ülkenin temsil ettiği ideolojiye, zalim ve sömürücü güçlere, emperyalizme karşı dik ve izzetli duruşundan dolayıdır. Hatta müslüman olmayan halklar bile bu duruşundan dolayı İslami İran'a sempati duymakta ve kendi ülkelerindeki adaletsiz rejimlere karşı mücadelede İran'a ilham ve ümit kaynağı olarak bakmakta, İran halkının direnişini örnek almaktadırlar.
İran'a karşı başlatılan ve her geçen gün ağırlaştırılan ekonomik ve siyasal ambargolardan herhangi bir etkili sonuç alamayan ABD son zamanlarda bir süper güce yakışmayacak aşağılayıcı tavırlar içerisine girmiş bulunuyor. Suudi Krallığı gibi müttefiklerini İran'a karşı kışkırtmak için akla hayale sığmayacak senaryolar üreterek Arabistan'ın ABD'deki elçisinin İran tarafından öldürülmek istendiğini ileri sürmüştür. Bu uyduruk senaryo her ülkeden önce bizzat ABD de gülünç bir komplo planı olarak değerlendirilmiştir. Buna karşı atağa geçen İslami İran ise dünya sathındaki terorizmin arkasında ABD'nin bulunduğuna dair inkarı imkansız 100 belgeye sahip olduğunu, bu belgelerin üye ülkelere dağıtılması için BM'e sunduğunu açıkladı. İran Ulusal Güvenlik Konseyi sekreteri Said Celili, 4 Kasım Küresel Emperyalizmle Mücadele Günü münasebetiyle Tahran'da düzenlenen mitingde bu belgeleri içeren dosyaları basın mensuplarına göstererek dünya halklarını ABD ve siyonist rejimin cinayetleri konusunda aydınlatacaklarını ve yargılanmaları için mahkemeye sevkedeceklerini vurguladı.
ABD ile İslami İran arasında devam edegelen bu çetin ve bitmez mücadele şimdiye kadar ABD'nin gerilemesi ve İran'ın yükselmesiyle sonuçlanmıştır. Bölge ülkelerinin bu gerçeği dikkate alarak dostlarını seçmekte daha dikkatli olmaları ümit edilir.
Y. ZİYA T.YILMAZ